Bakmaktan bilmekten haber almaktan korkar hale geldik.. İnsanlar zulüm görüyor, ölüyor, öldürülüyor. Kadınlar çocuklar cinsel istismara uğruyor.Uzun süredir yolunda gitmeyen bir şeyler var.Eskiden seyirci kalıyorduk artık onu bile yapmaktan aciz bir topluluğa dönüşüyoruz.Gözlerimiz kulaklarımız ve ağzımız sıkı sıkıya kapalı.Dönüşen değişen bu zamana ne de güzel ayak uyduruyoruz..Ancak biliyorum birçoğumuz duyarlı,vicdan sahibi, birçoğumuz olanlardan sonsuz rahatsız ve öfkeli hatta bir kısmı kendini bu yolda fedaya hazır, bir kısmı feda etmiş bile..Toplumun bana değmeyen yılan bin yaşasıncılarla,hükumet yanlısı bir güruhu var ki..Sormayın gitsin.İşte bize bu ülkeyi dar eden onların bu sorumsuz hoyratlığı.
………….

Kime ait olduğunu bilmediğim, ”vicdan”ı sorgulayan bir sitemi, katılarak paylaşıyorum;

”Kötüsünüz evet. suçlusunuz! içinizdeki bu nefretten dolayı suçlusunuz! bu akıl almaz vahşetiniz yüzünden, bu durmadan hesap soran, üstten bakan, yargılayan, aşağılayan, hakaret eden tavrınızdan dolayı suçlusunuz! zerre insanlık barındırmayan kalbinizden, olmayan vicdanınızdan, hırsınızdan, öfkenizden, her şeye sahip olma arzunuzdan dolayı suçlusunuz!

tarih mi, tanrı mı yoksa vicdanlar mı yargılayacak sizi bilmiyorum ama bildiğim tek bir şey var; o da birgün yargılansanız, suçunuzu kabul de etseniz sizi asla affetmeyeceğim. bu kadar kötü, bu kadar vicdansız olduğunuz için, sırf içinizdeki çocuğu değil, bu ülkenin bütün o güzel çocuklarını öldürdüğünüz için. suçlusunuz.”
…………………….

Artık kaçamadığımız kaçamayacağımız bir şeyler çalınıyor kulağımıza…Açlık grevinde olan iki genç akademisyen;Nuriye Gülmen ve Semih Özakça. Ana akım medyada duymak- görmek imkansız,sosyal medyada bir avuç çaresiz grupça ”unutmayın,yaşatalım,onurumuzdur” tagları ile paylaşılıyorlar. Onların açlığına katılan insanlar var,yollara düşen,eylemlerde şiddete uğrayan işsiz bırakılan insanlar..Her şey oluyor onları kurtarmak dışında..Bütün gayemiz onlara el uzatmak değil mi? Bunca dikenli parmaklıkta nesi..Yine başa dönüyoruz..Öldünüz mü kaldınız mı diye geceleri yatağından uyandırılan iki güzel insan, darp edilip hastane yollarına sürüklenirken ve iradelerine saygısızlık zulüm edilirken bizler yine o bildiğimiz şeyleri yapıyoruz..Kimi kısa film çekiyor,kimi şarkı söylüyor,kimi resim çiziyor,kimi yollarda,kimi açlığına ortak,kimi eylemde kimi yine tag açıyor.Her ne yapıyorsak vicdanımız rahatlamıyor..

”Her şey bir yanıyla güzeldir samimiyet büsbütün.” der İsmet Özel..Bütün bu gayretlerin ardı samimiyet biliyorum..Fakat onları bulunduğu cehennemden kurtarmıyor.İnsan haklarına kadar sürünen mücadele yine karşılıksız kalıyor..Tüm legal yollar kapalı iki güzel çiçeğin son nefesini vereceği günü zihnimizde kalbimizde erteleye erteleye bekliyoruz.

Yaşadıkları yüzyıla canları pahasına ders veren iki akademisyen ve eğitmekten, öğretmekten geri durmayan iradeleri..Ah ne çok şey borçluyuz onlara..Bizlere onuru,direnişi,emeği her dilde ve cesurca anlatıyorlar.Altında ezildiğimiz şey bir nebze de budur.

Nerede onlara ait bir haberle karşılaşsam oracıkta kilitlenip kalıyorum.Çaresizliği her seferinde daha derin hissediyorum.Bu öğrenilen bir şey değil,içgüdü.

Tolstoy şöyle diyor;

”Acı duyabiliyorsan canlısın,başkalarının acısını duyabiliyorsan insansın” Tam da bu,insan olmanın gereğidir bir başka canlının feryadına ağrısına nefes olmak,can olmak.

Bizler üzerimize düşen her şeyi yapmaya hazır,hareketsizce bekliyoruz.Umarım bir gün harekete geçmeye karar verdiğimizde o gün geç kalmamış oluruz.

Sevgili Nuriye Ve Semih;

İşinize dönmek gibi insanca talepleriniz var.Onurlu dik duruşunuzdan öğrendiğim birçok şey.Her koşulda sizi asla unutmayacağımı biliyorum.Ne zaman umutsuzluğa kapılsam gülümseyen yüzlerinizi anımsıyorum ve bir de Ahmed Arif’in dizelerini…

Beşikler vermişim Nuh’a
Salıncaklar, hamaklar,
Havva Ana’n dünkü çocuk sayılır,
Anadoluyum ben,
Tanıyor musun ?

Utanırım,
Utanırım fıkaralıktan,
Ele, güne karşı çıplak…
Üşür fidelerim,
Harmanım kesat.
Kardeşliğin, çalışmanın,
Beraberliğin,
Atom güllerinin katmer açtığı,
Şairlerin, bilginlerin dünyalarında,
Kalmışım bir başıma,
Bir başıma ve uzak.
Biliyor musun ?

Binlerce yıl sağılmışım,
Korkunç atlılarıyla parçalamışlar
Nazlı, seher-sabah uykularımı
Hükümdarlar, saldırganlar, haydutlar,
Haraç salmışlar üstüme.
Ne İskender takmışım,
Ne şah ne sultan
Göçüp gitmişler, gölgesiz!
Selam etmişim dostuma
Ve dayatmışım…
Görüyor musun ?

Nasıl severim bir bilsen.
Köroğlu’yu,
Karayılanı,
Meçhul Askeri…
Sonra Pir Sultanı ve Bedrettini.
Sonra kalem yazmaz,
Bir nice sevda…
Bir bilsen,
Onlar beni nasıl severdi.
Bir bilsen, Urfa’da kurşun atanı
Minareden, barikattan,
Selvi dalından,
Ölüme nasıl gülerdi.
Bilmeni mutlak isterim,
Duyuyor musun ?

Öyle yıkma kendini,
Öyle mahzun, öyle garip…
Nerede olursan ol,
İçerde, dışarda, derste, sırada,
Yürü üstüne – üstüne,
Tükür yüzüne celladın,
Fırsatçının, fesatçının, hayının…
Dayan kitap ile
Dayan iş ile.
Tırnak ile, diş ile,
Umut ile, sevda ile, düş ile
Dayan rüsva etme beni.

Gör, nasıl yeniden yaratılırım,
Namuslu, genç ellerinle.
Kızlarım,
Oğullarım var gelecekte,
Her biri vazgeçilmez cihan parçası.
Kaç bin yıllık hasretimin koncası,
Gözlerinden,
Gözlerinden öperim,
Bir umudum sende,
Anlıyor musun ?

Yaşam sizlerle anlamlı ve renk dolu..Varlığınız daim olsun. Sevgiyle..