Tarihinin en büyük iş cinayetini ile sarsıldı Türkiye geçtiğimiz günlerde ve bu katliama kaza teşhisi konuldu bazı kişilerce. Acı çok büyüktü bu sefer, yaratılmak istenen yapay gündemler önüne geçemedi, ekmek savaşları madene gömülen yüzlerce emekçinin ellerinden çalınan yaşam haklarının.
Onlarca senaryo yazıldı. Katiller kollandı, sorumlular yüceltildi, acı içindeki Soma’lıyı tokatlayan, hakaretler savuranlar pohpohlandı, vatandaşın kimi tekmelendi, kimi gazlandı, kimi linçe uğradı.
Aslında her şey devletin insanına verdiği değerin yansıması idi. Halkçı söylemler ile gelenler, biz bu köyün çocuğuyuz diyenler’den eser kalmamıştı ortada. Omuzlarına basarak yükseldiği halkının cansız bedenleri üstünde iktidar hırsını da gördük soma’da, Sermaye avukatlığına savunmuş bakanı da, şakşakçı sendikacı’yı da, sorumsuz gazeteciyi de, dalkavuk twitter kullanıcısını da. İşçiler ile çıktıkları yolda patronla bir olup, emperyal hedefler uğruna iktidar yolunu yapan işçiyi sırtından bıçaklayan koltuk sevdalısı hükümetin zırvalarını dinledik durduk günler boyunca.
Çok can aldı, kanlı maden. Gömdü çaresiz hayatları çukurlara. Hepsinin umutları vardı belki de bizden öte. 301 farklı hikâye konuşuldu günlerce bu ülkenin dört bir yanında. İktidarın Kürt, Laz, Çerkez, Alevi, Gayrimüslim, Rum gibi sıfatlarla ayrıştırmaya çalıştığı halkın Soma’da bir yürekten ağladığına da şahit olduk aslında. Ayırmaya çalışanın ise ayrıldığı ortada. Zengin ve kansız yalaka.

babasinikaybedenkucukkiz

İçten içe yanan o maden koca bir halkın içini yakıyordu durmaksızın. Ne madeni ne de madenin yaktığı yüreklerin yangınını söndürebildi o zalimler. Emekleri, umutları, yarınları çaldıkları yetmedi, ömürleri de çaldılar. Şimdi belki de türlü dalavereler, tazminatlar, para ile söndüreceklerini sanıyorlar yüzlerce kurbanın acılı yakınının yürek yangınını. Anlayamazlardı asla oğlunu kaybeden anayı, kocasını kaybeden genç kadını, en sevdiklerini, babasını , dayısını aynı anda kaybeden 9 yaşındaki o güzel kız çocuğunu. Söner miydi bu acı parayla pulla. Onlar gibi yiten canı giden oydan görmezdim elbet ama, belki ben de en derinimde hissedemezdim, 2011 yılında, bu bitmez iş cinayetlerinin bir benzerinde kaybetmeseydim kuzenimi, kim bilir.
Kader dendi, kaza dendi, fıtrat dendi, onlarca imam eşliğinde emperyal sistem kurbanları şehit bile ilan edildi. Ama kimse benim hatam demedi. Bu canları ben aldım, para uğruna nice kanlar döktüm diyemedi. Dünyada 1. Sıraya yerleştiğimiz maden kazalarına, 3. Sırayı parsellediğimiz ölümlü iş kazalarına rağmen bir yetkili bile egosunu kısıp biz burada hatalıydık diyemedi. Bugün 301 can gitti yarın Allah kerim.
Denetimsizlik, rantsal taşeronlaşma, devlet eli ile kurulan köle düzeni. Bunların hepsi bu iktidarın toplumsal kalkınma diye uydurduğu faşizan emperyalist sistemin temel taşları idi. İmzalanmayan 176 nolu ILO(Uluslararası Çalışma Örgütü) sözleşmesi, Maden işetme ruhsatlarının , ilgili genel müdürlüklerden alınıp doğrudan Başbakan’a bağlanması, Red edilen işçi sağlığı ve güvenliği ile ilgili yasa teklifleri, Meclis araştırma önergeleri. Hepsi bu felakette katilin kim olduğunun net göstergesi.
Biz bu olanlardan ders çıkarmadıkça, cezasını çekmeyen sorumlulara, patron yaltakçısı zihniyete prim verdikçe, bugün Soma, yarın Zonguldak, Kütahya, Diyarbakır, Muğla. Felaketin yeri, şirketi, kurbanları farklı ama suçluları hep aynı olacak. Bu yaşananlardan sonra bir torba yasa ile yalandan yapılacak ufacık düzenlemeler, yalandan tutuklanan orta düzey şirket yöneticilerinin konu gündemden düştüğünde şartlı salıverilmesi şeklinde düzen sürüp gidecek.
Yeni kaza anında dönüp arkaya baktığımızda ise somadan her şeyi çıkarmışız ama bir ders çıkaramamışız serzenişimiz yeni kaybolan canların yakınlarının acı çığlıklarına, feryatlarına karışacak. Ta ki yeni kurban sen olana dek…

başımız sağ olsun