Yeni bir başlangıç için yola çıktı

   Gözlerimi açıyorum ama sanki ben değil başka bir düşünce beni kontrol ediyor. Engel olmak istiyorum ama izin vermiyor. Tek bir kılımı bile kıpırdatamayacak kadar güçsüzleşiyorum. Gözlerimin önünden hızla geçen çöl fırtınasını iliklerimde hissediyorum, beni boğuyor ama engel olamıyorum. Ağzımda hissettiğim kuruluk beynimi uyuşturuyor. Düşünmemi, anlamamı engelliyor, gözlerimi köreltiyor.
Uzaklardan, varla yok orasında gidip gelen bir karaltı bana doğru yaklaşıyor, kulaklarıma hiç olmaması gereken acı dolu haykırışlar, silah sesleri hafif hafif fısıldıyor. Gördüklerim ve duyduklarım bana bir anda olsa ailemi, ailemin dağılışını hatırlatıyor, ilk biraz tebessüm ediyorum ardından hüzne boğuluyorum ve yavaşça gözlerimi kapatıyorum. Sanki bir kâbusa dalıyorum. Yatakta çırpınan, can çekişen, teni solmuş bir beden beni izliyor.

“Baba, benim canım neden yanıyor” dediğinde o patlama anı bir anda gözlerimde canlanıyor, o kâbustan çıkamıyorum. Kalbime bir ağrı saplanıyor ve patlama sırasında göğsüme saplanan metal parçası, kızımın haykırışları, eşimin ölü bedeni beni içten içe öldürüyor.

Görmemi engelleyen ışık bir an kararıyor. Gözlerimi açtığımda karşımda, dizlerine kadar uzanan, kızıl saçlı bir kızın bana el uzattığını görüyorum. O an vücuduma birden güç geliyor ve ellerimi kaldırabiliyorum ama aynı güç bana engel oluyor.
Kız benim tepki vermemi beklemeden ellerimden tutup beni kaldırıyor. Bana dokunmasıyla bedenimi bir hiçlik bürüyor ve her şey bir anda yok oluveriyor.

O an etrafıma baktığımda sonsuz bucaksız bir kum yığınıyla, havada uçuşan uçak mermileri ve ölü bedenlerle karşı karşıya kalıyorum. Ne yapacağım nereye gideceğim hakkında en ufak bir fikrim olmamasına rağmen yanımda duran ufak kızın bana yardım edeceğini umuyorum. 

Gözlerimi tekrar açtığımda kendimi arabanın içinde buluyorum. Başımı sağa çeviriyorum yanımda oturan eşimin kana bürülü ölü bedenini görüyorum, arkaya baktığımdaysa çığlıklar içinde ağlayan kızımın gözlerinin benim gözlerimi takip ettiğine şahit oluyorum. O an sanki beynime iki taraftan bir baskı yapıyorlar ve ne yapacağımı bilemiyorum. Arabadan hızlıca iniyorum doğruca kızımın olduğu koltuğun kapısını açıyorum ve içeriden kızımın kanlı bedenini kollarımla kavrayıp kucağıma alıyorum.

Kızımın “baba” diyişi gözlerimin içine bakarak ağlaması, çığlıklar atması beni daha da güçsüzleştiriyor. Etrafıma bakıyorum, bize yardım edecek, bize sahip çıkacak insan yok. Ama bizi acımadan katledecek onlarca asker dolu.  Hemen saklanacak bir yer bulmak için kollarımda kızımın yaralı, kanlı bedeniyle oradan oraya koşturuyorum. Bastığım her yere bir sürü insanların kanlarına bürünmüş ayaklarımın izi çıkıyor. Sanki bana bir şeyler anlatıyor, “Git buradan” diyor. Ama bilmiyorum nereye gideceğim, kime güveneceğim?

Her yer, her yer ceset, yıkılmış binalar, çığlıklarla dolu sesler, sokakta mermilerden kaçan çocuklar görüyorum. İleriye doğru attığım her adım beni sanki bir adım geriye götürüyor. Birini bulsam, bana yardım edecek beni ve kızımı sağlıklı, güvenli bir şekilde yaşamam için saklayacak veya güvenli bir yere götürecek birini arıyorum. Ama ama işte nerede o. Koşturmaya saklanacak bir yer aramaya devam ederken ara sokakta içeriden ses gelen açık bir kapı görüyorum ve o kapıya doğru koşuyorum.  Kapının yarı açıklığından içeriyi gözlüyorum, içeride ben gibi onlarca, yüzlerce insan görüyorum ve kapıyı aralayıp içeriye adım atıyor “bana yardım edin” diye bağırıyorum. Sonra ne oldu bilmiyorum ama gözlerimi açtığımda kendimi denizin ortasında tanımadığım hiç görmediğim insanlarla birlikte bir botta buluyorum.