Hep derim şarkılar benim düşüncelerime engel oluyor! Tünelin ışıkları şarkılardır mesela otobüsteyken, masa başında arkadan seslenen anne kesilirler. Sonra siz tam yolda yürürken, bir şey fark etmişken küçük bir çocuğun kahkahalarını duyurmazlar. Anlamsız suratlarına bakarak geçtiğiniz insanlar… Şarkılar kötüdür demiyorum, ha şa! Müzik, nereye gittiğini bilmediğim yaşlarımın bindiği geminin, ikinci kaptanı.
Yazdığım son kelimenin peşi sıra biten şarkıyla kablonun ucuna bağlı notalar son kez geldiğini anlarlar mı? Bir şarkı nerede biteceğini hissediyor mu?
Müzik dinlerken karalama yapıyorum. Boş bir kağıdı ya da dolu fark etmeden, çizgiler çizmek düpedüz karalama yapmak şu sıralar yaptığım en anormal şey. Düzen dışı! Müzik dinlerken karalama yapıyorum.
Otuzlu yaşlarında bir kadının, iş telefonunun ucundaki müşterisiyle konuşurken, kağıdın boş bulduğu yerlerine çizdiği çizgilerden bahsediyorum bayım! Hayır, hanımefendi tabi ki bir erkekte aynı şeyi yapabilir. Herkes yapabilir, herkez dışında 🙂 Çetele tutmanın yetenek sayıldığı günler istiyorum hanımefendi.
Yemyeşil kırlar, uçuşan böcekler, öten kuşlar, solucanlara merhaba, salyangozlara nasılsın demek istiyorum. Biraz nefes vermek istiyorum. Gözlerim gri oluyor bayım. Bu bilakis hastalık. Soluk borusundan yayılmıyor üstelik, deri yoluyla nüfuz ediyor!
Karalama yapmayı kesip müzikle o kağıttan kayık yaptım. Ben hiç kayığa binip kürek çekmedim hanımefendi. İçim kayıklar çekiyor benim! Hem bilir misiniz ne çok korkarım suyun altındaki otlardan, yosunlardan. Bir tedirginlik alır ki beni sormayın. Harry Potter’ın iki kişiyi kurtardığı Ateş kadehindeki sahneyi hiç bir zaman tamamen izlemedim. Şimdi içim küreklere asılmak istiyor. İhtiyar bir balıkçıyla yer değiştirmek istiyorum. Sonsuzluğu bir kaç gündür yeterince ayaklarım bu kurak topraklara basarak tattı.
Her şeyin ucu görünen bir yerde böyle delirirken ruhlarımız,
Bir denizin ortasında.
Bir kayıkta…
Hayal edin. Hırçın dalgaları, beni düşman sanan deniz canlılarını, korktuğum deniz yosunlarını. Şansım yaver giderse deniz kızları görürüm belki zira uslu bir çocukken hiç göremedim şirinleri. Sahi küçük prens eşlik eder bana belki. Hanımefendi, beyefendi. Bilin ki başımdan geçenler önemli değil, önemli olan benim yalnızca. Bakın şimdide Franz’ı getiriyor, Martı Martin kanatlarında. Kendi Bremen Mızıkacılarımız olacağız burada.
O kayığa binemeyeceğimi biliyorum şimdi. Kağıttan kayıklar yapıp masanın zeminine sürtüyorum.Bakın ben bir de, küçükken bir filme özenip uzaktan kumandalı bir teknem olsun istemiştim. Park havuzlarında yüzdüreyim. Babama söylemedim hiç. İstediklerimi elde etme konusunda o kadar sessizdim ki! Bir kamyon kasası kadar dut yemiştim sanki.Yuvarlanan tencereydim kapağını bulamayan.
Ne zaman kendime dur demek istesem daha da ileriye gidiyordum hepimiz gibi. Geçtiğimi fark edip dönmeden yüzlerce kere devam ettim, hepimiz gibi.
Soluğu henüz almadım. Böylece bir tane daha kağıttan bir kayık yapıp yastığımın altına koyacağım. Diş perisi mi gelir, ak sakallı dede mi bilmiyorum, sabah kalktığımda gitmiş olsun, o kadar! Bir müzik çalsın, düşüncelerime örtü sereyim, kapı kapatayım. Ya da her sabah yaptığım gibi alarmımı on sefer erteleyeyim, bu kez kayığım için.