Bir kere;

Egosu, Libidosu, İd’i, Ben’i, bilumum muhteviyatı mabadıyla eşdeğer büyüyen ‘Yazartakımı’ndan hiç hazzetmiyorum. Alet çantasındaki tıkırtı gibi bunlar. Sadece tıkır tıkır ses yapar, tıkır tıkır para kazanırlar.

Taa ilk gençliğimde; onyedimdeyim o vakit. İlim’de, Bilim’de, Dil’de ‘Ustam’ dediğim bir ağabeyim:

“Evlat, sen gazeteci olmalısın!” derdi.

Ben de: “Benden gazeteci olmaz, Ustam!” derdim.

“Evet, Evlat! Yeniden düşündüm de,- sen gazeteci olsan bile, ancak benzin bidonu ardında gelenlerden olurdun!” demişti.

Tespitte hataya ne hacet!

Sivas kızıla büründüğünde ben onikimdeydim, Koray da on ikisinde. Ben köyümün bahçelerinde, tarlalarında hasatımı yeşertiyordum tertemiz sularla; tazecik Koray benzinle sulanıyordu Sivas’ta. Ben börtü-böcük deyip anız ateşi bile yakmazken çocuk aklımla; cayır cayır yaktılar Koray’ı ‘çocuk’ vücuduyla.

35 can “Allah Allah!” nidaları arasında kavrulurken; canından can kopan nice memleket evladı kadar, niceleri de “Kutlu olsun Allah için yakanlara!” diye yazmadı mı ‘üflenmiş’ mecmualarda?

Benden Gazeteci olmaz Ustam.

Yaşasaydın derdim ki sana:

Babıâli Gazetehanesi dediğin yer bir kerhane. Bu kerhanenin yosmaları; memlekette en çok zevk aldığının altına yatar, parayı kapar, kalemini ona sallar,

Yine de “Namus namus!” deyip zevk çığlıkları atar.

Bağışla Ustam;

Ben bu kerhanenin or*spusu olamam!

 

Görsel Kaynak: trendus.com