KONU: FUTTOP (Uyutmak) Kavramının Toplumlar Açısından Sosyoekonomik, Sismik, Ritmik, Aritmetik Analizi Bağlamında Çıkarsamada Bulunmak.

Şimdi ‘Uyutmak’ dedim ya, araya şu bilgiyi sokuşturuvereyim;

Bugün olduğu gibi geçmişte de insan, insanı uyutmanın türlü yollarını kullanıyordu. Bunların en etkilisini Roma İmparatorları yapıyordu ki,- bugünkü Futbol saçmalığının atası bir yöntemdi. Roma devrinde vatandaşın etinden, sütünden, tüyünden fazlaca yararlanıp; son bir hamleyle de ümüğünden sıkmak suretiyle suyunu çıkardıktan sonra, alınan vergilerin büyük bir kısmı devasa arenaların yapımı için kullanılıyordu.

“İş güç hak getire!” kafasındaki devlet erkânı, suyu sıkılmış bu halkı posa gibi bu arenalara dolduruyor, gün boyu gladyatörü, aslanı, kaplanı derken; kanlı, vurdulu-kırdılı, ritim yükselten gösterilerle, milletinin şuurunu düşünmekten aciz bir hale getiriyorlardı. Bırakın düşünmeyi, acıktığını bile idrak edemeyen bu güruh, arada “kemirsinler” deyip aşağılardan atılan ekmekleri bile ancak akşam evlere dağılırken fark ediyorlardı.

Futbol saçmalığı dedim ya?

Futbol’un nasıl bir ‘Spor Dalı’ olduğu sözlüklerdeki tarifnamesinde geçiyor. Eğer futbol için söylediklerim zülfüyâra dokunacaksa; dokunduğum yâr, bir zahmet ilgili kitapları karıştırıversin.

‘Futbol Taraftarı’ tarifnamesinin günümüz futbolundaki karşılığı desen; o zaten içler acısı!

İşte ben bu yazıda daha çok bu ‘Top’ denen şeyin ardına takılıp onunla beraber  yuvarlanan ‘Taraftar’ın mantığını kurcalayacağım.

Sözlükte, Taraftar; Bir emel’e meyleden, ona gönül veren” olarak tarif edilirken; bizim futbol taraftarının verdiği şey çoğunlukla ya canı oluyor ya da ay sonunu zar zor getirirken “Aman takımıma zeval gelmesin, ocak iyi kötü tüter!” kabilinden cebindeki üç kuruşun üçünü de takımına helâl ediyor. Hele bunların takımlarına ‘karasevda’ misali bağlılıkları yok mu?  Üzerine birkaç sayfa daha yazabilirim. Ama ben konuyu sulandırmamak için kulak misafiri olduğum birkaç örnekle geçiştireceğim:

***

Ömründe akıllı uslu bir kitap bile devirmemiş bu âşık; iş takımının akıbetine gelince, neredeyse tüm futbol tarihinin transfer istatistiklerini, futbol eleştirilerini usta bir ‘Analizci’ maharetiyle gözden geçirebilmektedir.

“Bu sezon iyi transferler yaptık mı, kim tutar bizi!”

Bir zahmet biri şu camiaya futbol’un ‘tutmak’ değil; müsabaka keyfinin yanında, sağlıklı kalmak için koşmak olduğunu anlatıversin. Ve kendi otururken 22 kişinin koşmasının da sağlık açısından ona hiçbir fayda sağlamayacağını ayrıca belirtsin lütfen!

***

İyi birer tüccar olmuş kulüp sahibi ve futbolcu, 90 dakikanın keyfini lüküs mekânlarda ve bir mandıra beygirli arabalarında sürerken, o garibim takım aşığı, ne yapıp-edip takımına ‘zeval’ getirmemelidir. Çünkü bu kutsal(!) bir vazifedir.

“ Senin gibi Teknik Direktör’ün Allah belanı versin, tonla para harcadık sana şerefsiz!”

Adam sanki canını dişine kataraktan sermaye toplamış da kendi elceğizleriyle yatırım yapmış bir patron gibi takımının kar-zarar hesaplarını öyle profesyonelce yapıyor ki; sanırsın bir ekonomist. Aynı üstün beceriyi ev geçindirme konusunda gösteriyor mudur acaba? Şüpheliyim!

Devam edeyim mi?

Belki ikinci bir yazıya, ama bence burada bitireyim. Zira bunca konu arasında bir tek futbolu yazarken ‘koşmuş’ kadar yoruldum.

O yüzden ben şimdi ‘UYANMAYA’ gidiyorum.
Günaydın Dünya;
Sen UYURKEN biz ÖLÜYORDUK!