Hep dert yanarız şu güzelim ülkemizde, bir şeyler üretmiyoruz, üretemiyoruz diye. Geçenlerde aklıma geldi. Aslında zamanında bir şeyler üretmişiz ama pek kullanan olmamış ya da sallayan olmamış herhalde.

İş yerinde, bilgisayar başında bir yazı yazıyordum. Masamın başına birisi geldi ve durdu! Bana bakıyordu. Hayır, hayır! Beni izliyordu. Dönüp yüzüne baktığımda, gözlerimin içine bakıp, gülmeye başladı malum şahıs. Malum gülmek bulaşıcıdır, bende gülmeye başladım. Ama emin olun niye güldüğümü bilmiyordum. Tam bunu düşünmekte iken; gözlerime bakan adamdan net bir söz çıktı;

-Manyak mısın sen!?

Hafif bir şok esintisi ile birlikte, yüzümün değiştiğini hissettim. “Neden böyle bir cümle kurdu ki şimdi?” diye düşünürken, adamın gözlerinin halen yazmaya devam eden parmaklarıma kaydığını gördüm ve işte o kocaman jeton artık düşmüştü…

1997’den beri on parmak, Türkçe “F” klavye kullanan ben için gayet normal olan, bakmadan yazı yazabilme kabiliyeti, o şahıs için inanılmaz bir durum gibi algılanmıştı. Aslında normal çünkü ülkemizin öz ve öz değeri, üretimi olan ve “Dünyanın En Bilimsel Klavyesi”, “Dünyanın En Hızlı Klavyesi” unvanını kazanan bu klavye düzeni kimsecikler tarafından bilinmemekteydi. Ya da çok az kişi bilmekteydi desem daha doğru olur. Bugüne kadar bu değeri hiç ama hiç sahiplenememiştik. Hala da sahiplenemiyoruz…

Kısaca anlatmak gerekirse;

İlk yazı makinelerinde alfabetik sırayla yerleştirilen tuşlara ait kollar kapalı bir kutu içerisindedir. Hızlı yazma esnasında iki kol birden kağıda doğru havalandığında içerde sıkışmaya neden olmaktadır. Yazı makinesinin mucidi olan Christopher Latham Sholes bu problemin çözümü için, kullanıcının yazım hızını yavaşlatmak üzere harflerin yerlerini alabildiğine karıştırarak en çok kullanılan harfleri elin en zor ulaşabileceği yerlere yerleştirmeyi uygun görür ve Q klavye adını verdiğimiz harf dizilimi ortaya çıkarır. Daha sonraları seri üretime geçen cihaz bu harf dizilimiyle tanınır. Ve bu dizilim bir daha değişmez.

Türkiye’de ise üstün çabaları sonucu İhsan Sıtkı Yener isimli bir öğretmen on parmak için ideal Türk Klavyesi’ni 1955 yılında kabul ettirdi ve 1974 yılında tüm daktiloların F klavye olmasını sağladı. Hem de öyle bir klavye düzeni yarattı ki; şu an kullanmayan herkesin lanet ettiği, bilgisayar reyonlarında bulamayacağınız, varsa bile rafların en arkalarında toz içinde duran F klavyeler “Dünyanın en BİLİMSEL klavye düzeni” oldu. Ayrıca 1957’den beri dünya bilgisayar ve klavye yarışmalarında (hızlı yazma yarışmaları) 25’i rekor olmak üzere toplam 59 şampiyonluk elde etti. F klavye ile on parmak yazan 12 yaşında gençlerimiz 16 ayrı dilde on parmak yazma rekoru kırıyor. Bunun tek bir nedeni var; Dünyanın En İyi Klavyesi Türkçe F klavye…

O yüzden, evime gelen arkadaşlarımın bilgisayarıma oturmaları ve tuşlara bastıkça küfür etmeye başlamaları bende sadece bir SIRITMA yaratıyor. Çünkü ben standart TÜRKÇE F klavye kullanıcısıyım. O yüzden Q görünümlü klavyem aslında her daim F klavyedir.

Herkese de anlatıyorum F klavyenin ve on parmak kullanmanın tüm faydalarını. Ama açıkçası pek anlayanın da olduğunu sanmıyorum. İşte zamanında üretmişiz, başarmışız ama zaman içerisinde teknoloji üretiminde en alt sıralarda olmamız dolayısıyla kaybolan bu değerimiz, 10 Aralık 2013’te Başbakanlık tarafından Resmi Gazete’de yayımlanan bir genelge ile, tüm kamu kurum ve kuruluşlarında yaygınlaştırılması için talimat verilerek, kamu kurum ve kuruluşlarında 2017 yılı sonuna kadar klavyelelerin F klavyeye dönüştürülmesinin sağlanacağını yayınlandı.

Beni çok mutlu eden bir genelge yayınlanmıştı. Ama yine de size söyleyeceğim şu;

“Nasıl yazacağım?”, “Ben yapamam!”, “Neden, ne gerek var ki?” diye söylenmeyin, çok zor değil öğrenmek, emin olun! Hatta çok kolay. Bir iki ayda, çok hızlı olmasa da bakmadan yazmaya başlayacağınızı garanti edebilirim.

Ayrıca hem yazı yazmak hem de bu şekilde sağınızda duran birisine bakarak muhabbet edebilmek çok zevkli 🙂

Saygılarımla…