…………..

Yüzümün ortasına inen sert bir yumrukla hep bildiğim o başlangıç çizgisine geri dönüyorum. Aslında yeni ve daha çetrefilli bir yol için inşaya başlayalı henüz birkaç gün olmuş, ertelediğim bu durum ile beklemediğim bir anda acımasızca yüzleşmiştim. Dağılıp kaybolan her parçam yeniden var olup, hayatıma katılan bir diğer parça ile yer değiştiriyordu. Bunu biliyordum, fakat yine de saatlerce sürmüştü yüreğime inen şiddetinin etkisi. Bugün hayatımın anlamlı ve önemli günlerinden biri ve bence yazılmalı çoğaltılmalı ve o sıska, suratsız,sevgisiz heriflerin önüne dek ulaştırmalı.

Eğitim sektörünü sevgisiz insanların eline teslim ettiğimiz bu zamanlar, çok değil birkaç yıl sonra hepimizi yok eden bir hastalığa dönüşecek. Sadece seyirci kalabiliyoruz; müdahale şansı para babaları, torpilli memurlar ve devlet adamlarınca engelleniyor. Dünyaya yayılmasını istediğimiz sadece bir menekşe kokusu… Ahmet Kaya’nın var olmayan bir umuda yana yakıla sarılışı gibi…

”Bir menekşe kokusunda onu aramak var ya…”

Gelecek güzel günlere duyulan o kekremsi hasret…
…..

Meslek hayatımın 4. yılı ve hala onların elinden çekip kurtaramadığımız bir eğitim sorunsalı mevcut. Ben öğrenciyken bu böyleydi… Öğretmen oldum değişen tek şey sorunsalın biçim ve boyut değiştirmesi, gün geçtikçe açtıkları kara deliğin büyümesi…

………..
Kapı aralığından baktığımda oje süren bir akademisyenin utana sıkıla girdiğim odasında bana kahvesini doldurtup ayağına taşıttığı ardından ”Ne işin var burada, çık git!” dediği bir gün, elimdeki araştırma dosyasını öfkeyle buruşturduğum, soluğu rektörlükte aldığım bir öğle vaktini anımsıyorum. ”Bunu yapmaya hakkı yok!” dediğimde karşımda beliren her merciin dilinden dökülen aynı sözcükler… ”Okulu bitiremezsin, uğraşma hocanla ne diyorsa odur… ” Evet hep bir ağızdan aynı şeyi sayıklayan buruşuk bir kalabalığın ortasında kaldığım o zamanlardan yazıyorum. Uygulanan baskı ve şiddetin arkası kalabalık, haklı olan yine seyrek ve yapayalnız. Bugün o kadınla aynı kalbi taşıdığını düşündüğüm sıska bir adamın yumruğu ile kendime geldim… Aradan geçen yıllar, değişen yollar, eğitim, statü ve gelişen her güzel şeyin yok sayıldığı bu karanlıktan yazıyorum sizlere…

Özel okullarda böcek muamelesi gören tüm eğitimcilerin ağzı ile biraz sitemli ve üzgün… Ne de olsa devletin bile güvenmediği, sınavdan sınava sürükleyip bir türlü tatmin olamadığı bir sistemin, eğitici adaylarıyız. Yeterlilik sınavları, bitmek bilmeyen sınamaların içinden sağ bir beyin ve kalp ile çıkabilmenin o zor o dikenli sürecinden yazıyorum.

…….

”Atanamayan coğrafya öğretmeni kendini astı, cebinde 6 TL bulundu. Müzik öğretmeni düğünlerde orkestra çalarak geçimini sağlıyor, edebiyat öğretmeni mağazada elbise katlıyor, tek kurşunla ölümü seçen bir tarih öğretmeni… Okulun servis şoförü olabilmiş ve bahçedeki çocuklara hasretle bakan bir başka öğretmen… ”Sayfalarca uzayacak birçok örnek var ne yazık ki… Utancımız!

Sitemliyim, fakat kime..?

Dün, ”Okulu bitiremezsin ”diyenlerin bugün ”İş bulamazsın” dediği bu dünyaya, bunca bağlılıkta neyin nesi..?

Sanıyorum açıklaması bir ve sabit.

”Çocuklar..”

Ah, çocuklar!

Dünyayı yaşanılabilir kılan onlar ne yapıyorsak onlar için… Gayretimize balta vuran kalbi dikenli insanlara emanet edemeyeceğimiz kadar güzeller. Ve bir o kadar iyiliğe muhtaç…
Her ne yapıyorsak onlar için. Yaşam ağrısı duyuyorken iliklerimizde, bir minik tebessümleri ile yaşadığımız bu hayatı bambaşka bir hale sürüklüyor ve apaçık turkuaz bir mavinin ortasında yaşama dört elle sarılı buluyoruz kendimizi…
Dedim ya güzel olan herşey onlar… Minicik kalpleri sevgiyle çarpıyor, yüzlerindeki masumiyete direnebilmek mümkün değil… Durum böyleyken nasıl oluyor da kötülerin yönettiği bir dünyaya bırakıyoruz onları… Kendi ellerimizle…

Yo, teslim olmayacağız!
Direne direne ya kazanacak ya da hep birlikte sürüklendiğimiz bu dipsiz karanlıkta yok olacağız…

Karanlık derinse, umut maviye çalar.

Sileceğiz gökyüzünden kötülüğün hükmünü, geleceğe aydınlık nesiller bırakacağız…

Ah çocuklar, size kavuşacağım gün birlikte uçurtmalar uçurup, toprağa çiçekler ekeceğiz… Ama şimdilik bağışlayın,güzel günler borcum olsun.

Gözlerinizdeki umut daim olsun, sevgiyle ve güzellikle kalın.